
Yıllardır 1 Mayıs’larda meydandayım. Benim (örgütsüz) mücadelem için yandaşlarımın yanında olmak ve coşkulu kalabalıkların içinde havaya girmek her zaman iyi gelmiştir. Ancak sanırım esas misyonum gözlemcilik ve görüntü kaydetmek üzere şekillendi, bir çeşit mesleki deformasyon(!). Bir de akademisyen olarak her ne kadar Eğitim-Sen tarafına yakın dursam da yaşım gereği İzmir 1 Mayıs meydanının çeperindeki ‘geriatri bileşeni’ne de dahilim. Prostat kardeşliği. Can çıkar huy çıkmaz: gençlikte mitinglerde slogan atanlar benzer heyecanı bugün de yaşamak istiyor. Öte yandan Eğitim-Sen’in biz ‘barış akademisyenleri’ne verdiği desteğin de altını çizmek gerekir. Bu vesile ile İzmir Dayanışma Akademisi’ne aktif olarak katıldığım birkaç yıl dışında organize bir yapıya da uzun zamandır yanaşmadım. Zaten de T.C.nin gazabı beni teğet geçti, yarı zamanlı ders verdiğim üniversiteden atılmadım, emekli maaşım kesilmedi, ağaç kemirmek zorunda kalmadım. İstanbul ve İzmir’de çıktığım iki duruşma sonunda beraat veren yüce türk yargısının benden alacağı kaldı. Çeyrek imzacı sayılırım. Burada 1 Mayıs 2026’nın ardından gözlemlerimi paylaşmak isterim, kişileri, müttefikleri ve şeyleri fazla kırmadan, dökmeden.
- Görünürde 1 Mayıs’ı düzenleyen işçi sendikaları (DİSK) herkesin benimseyeceği sloganları üretmekte gittikçe zorlanıyor. İstanbul’da haklı olarak Taksim’e odaklanan direnişin dışında, diğer kentlerdeki kutlamalar sanki daha dağınık ve cılız kalıyor, ortak dertleri dillendirmek için gerekli zemin kurulamıyor. Tamamen bihaber olduğum sendikal dinamikler üzerine bir şey söyleyemem, ancak bugün kurulan sahneden herkese ulaşması beklenen kemikleşmiş ajitatif üslup ve söylem işçilerin bir kısmı da dahil meydan bileşenlerinin çoğunluğunu asgari müştereklerde buluşturmaktan uzak. Belki de 1 Mayıs bunun yeri ve zamanı değil diye düşünüyor insan. Belki de bu bağlamda CHP mitinglerinin daha etkili olduğu bile söylenebilir. Neyse ki 1 Mayıs meydanları bir zamandır Türk bayrağına boğulmuyor, çok şükür.
- Bütün bunlar, diğer bağımsız gurup ve bileşenlerin yaratıcı slogan ve söz üretebildiği anlamına da gelmiyor, bu konuda da bir kuraklık söz konusu. Anarşistlerden LGBTİ ve beyaz yakalı örgütlerine ve de Kürtlere kadar. Sanki yaratıcılığı tetiklemesi gereken isyan ruhu ve mizah (satire) WhatsApp guruplarına hapsolmuş, kitleler meydanlarda omuz omuza iken de varolmak için telefonlarına gömülüyor, büyük çoğunluk ise ‘coşku’yu telefonu ile kaydediyor. Yergi ve mizahın bir başkaldırı yolu olarak kullanıldığını Gezi isyanı sırasında görmüştük. ‘Genç işi’ bu eylemlerin mavi yakalı sendikalarının yöntemleri ve acil talepleri ile tam örtüşmediğini öngörebiliriz. Ama üretici güçler kadar yaratıcı güçlerin de desteğine ihtiyaç var. Direnişi tetiklemesi gereken diğer unsur olarak ‘öfke’nin nesnesi ise giderek daha bulanık hale geliyor, AKP karşıtlığı dahi yoruldu. Öte yandan Kavala’nın, Demirtaş’ın, İmamoğlu ve hapisteki diğer yüzlerce kişinin 1 Mayıs meydanlarında hatırlanmasını bekliyor insan.
- Sol hareketin geleneksel enternasyonalizm vurgusu, ‘küresel kötücüllük’ içinde eriyor. Bu, bir yandan az gelişmiş ülke vatandaşına bir kaçış yolu sunuyor: “.. zaten demokrasiler bütün dünyada…” Öte yandan eğer “kurtuluş yok, tek başına…” ise, ‘hep beraber’ olanın tanımı havada kalıyor: mesela Gazze’den Lübnan’a, İran’a Ukrayna ve Afrika’ya kadar soykırımda ve savaşlarda ölen milyonlarca insan. Gösteri ve ifadenin ağır polis baskısı altında can çekiştiği Türkiye’de insan 1 Mayıs’tan çok şey bekliyor: küresel dayanışma, her şeyi haiz meydan okuma, gerilim, şiddet içermeyen eylem, vb.
- Ancak sonuçta 1 Mayıs da senede bir gün, kendi sembolizminin dışında çok şey beklemek de fazla olabilir. Üstelik tatil ilan edildiği, evcilleştirildiği, etrafının polis barikatlarıyla çevrildiği, sağcı iktidarlar tarafından uzun süredir bir ‘bahar bayramı’ kimliğinin atfedildiği zamanlarda. 30 nisan da arefe olsa, yarım gün olsa, hafta sonu ile birleşse yeridir belki. Bütün bunlar sarkastik görünebilir, ancak 1 Mayıs’ın ataletinden kurtulması gerekiyor, eskiden olduğu gibi: Her yer Taksim her yer Direniş…
Mayıs, 2026